Home / Ehl-i Beyt Mektebinde İrfan ve Ahlak / AZİZ REHBERİMİZ SEYYİD İMAM ALİ HAMANEY İLAHİ BİR Nİ’METTİR…
AZİZ REHBERİMİZ SEYYİD İMAM ALİ HAMANEY İLAHİ BİR Nİ’METTİR…

AZİZ REHBERİMİZ SEYYİD İMAM ALİ HAMANEY İLAHİ BİR Nİ’METTİR…

AZİZ REHBERİMİZ SEYYİD İMAM ALİ HAMANEY İLAHİ BİR Nİ’METTİR…

Perto Gazetesinin İmam Ali Hamaney’in Özellikleri hakkında Ayetullah Misbah Yezdi ile yaptığı röportajı okuyucularımıza sunuyoruz.

Perto: İlk olarak sizin Hazreti Ayetullah Hameney ile yakın ilişki ve tanışmanıza binaen, onun şahsiyetinin farklı boyutlarını üzerine bilgi vermenizi rica ediyoruz. Özelikle  muazzam lehin ilmi ve manevi yönlerinden söz etmenizi isteriz, çünkü bu yönler siyasi kimliğinin gölgesinde kalmış olabilir. Buyurun.

Ayetullah Misbah: Bismillahirrahmanirrahim. Ben bir insan olarak itiraf ediyorum ki benim gibi kullar çok kadirneşnaslardır. Bu benim itirafım Kur’an-ı Kerim’de olan bir çok ayette işaret edilmiştir. Örneğin insan çok zalim ve çok inkar edendir; Allah’ın bir çok nimetini unutuyoruz, yakınların varlıklarının nimeti, anne ve babanın, üstadların ve akrabaların ve bütün içinde boğulduğumuz nimetleri. Elbette her bir kaidenin istisnası vardır; amma insanın maddi ve hayvani doğası bu kadirneşnaslığa hazırdır;çünkü insan unutkandır ve belki de bu kadirneşnaslığın kökündede unutkanlık vardır.

Benim tasavvurumda en büyük nimetlerden biri ki ben ve bir çok bizim gibi olanlar ve her İranlı eğer uzun yıllarda bütün vakit onun için şükr etselerde yine hakkıyla şükr etmemiş olurlar, İslam nizamının kuruluşu, Velayet-i Fakih’in hakimiyeti ve özellikle yüce Rehberiyet makamının şahsıdır. Allah’ın beğendiği İslam nizamının kuruluşu bütün Nebiler’in ve Veliler’in ve dünyanın Salihler’inin tüm tarih boyu arzuladıkları bir hedeftir, ki sadece süre ve mekan olarak sınırlı örneklerinden başka tarihte gerçekleşmemiştir.Geçmiş Nebiler’den Süleyman (a.s)’ın hükümeti ki buyurmuş: bana mülkü lütuf et ki benden sonra kimse onu ilğa edemesin. Ve ahirzamanda Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) mukaddes varlığı ki bir kaç yıl Medine’de hükümet ettiler. Ayrıca Emir’el Mümin’in salavatullah aleyhin kısa hükümeti ki çoğunluğu iç savaşla geçti; bu örneklerden hariç tarihte Masumun ve ya Masumun ardıncı hükümetin başında olduğu çok nadir görülmektedir. Bu Allah’ın bu asırda bizim milletimize ve ümmetimize bahş ettiği büyük bir nimettir, bu nizam İmam rizvanullah aleyh tarafından temellendirildi ve yüce Rehberiyet makamı onu suladı ve besledi.

Eğer bu nizamın ne kadar değeri olduğunu hesap edersek, ve Allah’ın insanlara merhamet ettiği nimetler arasında bu nimetinin yerinin ve diğer nimetlerle nisbetini bulmak istersek, maddi ve dünyevi nimetlerle bir bağının olduğunu bulmak mümkün olmayacaktır. Bu nimet dünyadadır; amma ahirette ve ebedi saadette bir köprüdür ve bu ikisi arasında bir bağlantı kurmak mümkün değildir. Diğer nimetler ne kadar büyük olsalarda, bu ebedi ve sonsuz saadeti yaratabilecek nimete göre sıfır hükmündelerdir. Nerde olursak olalım ve her fırsatta bu azim ilahi nimeti halka hatırlatmamız gerekmektedir, ta ki bilsinler ve  nimetin şükrünü yerine getirsinler. Bu işin bir faydası birisinin bu nimetin azametini idrak edince, ona eksikliklere ve yoksulluklara katlanmak kolay olacaktır. 

Bu alem, varlıklarının eksiksiz olduğu bir alem değildir. Kur’an’da buyuruyor: Biz insanı birtakım zorluklar, zahmetler ve sıkıntılar içinde yarattık. İnsanın hayatı çile ve zorlukla birliktedir; ama bu zorluklara katlanmak azim nimetleri zikr etmeyle kolay olur. Eğer biri yüksek bir meblağ sahibi, mesela kontosunda bir milyar doları olan, bin dolari kaybetse buna çok önem vermeyecektir. Çünkü biliyordur bir milyar doları var ve bir kağıt paranın kaybolmasından zarar görmeyecektir. Ama eğer biri tüm varlığının bu kağıt para olduğunu düşünürse, paranın kenarının yırtılmasından bile huzursuz olacaktır. Biz eğer yüce Allah’ın bize veridği azim nimeti göz önünde bulundurusak, bu alemin tabiatı gereği yaşanılan zorlukları, bizim için çok değerli bir hazineden kayıp olan bin tümenlik bir para kağıdı misali olur.

İkinci şükr etmemiz gereken nimet İmam rehimullahın varlığıdır. Kısa bir zaman ki biz onun zuhurunu idrak ettik, bütün bu konularda nazar ifade etme selahiyetleri olanlar en azından son asırlarda alemde bu yücelikte bir şahsiyyetin zuhur etmediğini itiraf ediyorlardı. Elbette onlarında değerlendirmeleri çoğunulkla maddi ölçütlerileydi, ve onların çoğu da İmam’ın manevi varlığını idrak etmiyorlardı. İmam’ın yaptığı azim iş ve insanlarda gerçekleştirdiği büyük dönüşüm, yollarda ve sokaklarda boş gezen çocukları irfanın ve maneviyatın yüksek makamlarına kavuşturmasıdır. Bunlar hiç biri maddi hesaplara sığmıyor, yine de asrın en yüce şahsiyeti olarak tanıyorlardı. Biz daha çok İmam’ın bu boyutuna önem vermeliyiz ve onun Rehberiyet gölgesinde hangi eksikliklerden zilletlerden ve alçaklıklardan kurtulup nasıl bir izzete kavuştuğumuza bakmalıyız. Hem dünyevi izzet, uluslararası sahada izzet ve hem manevi izzet ve ahlakın toplumumuzdaki rüşdü ki diğer toplumlarada sirayet etmiştir. Hakikat şu ki ben hazreti İmam rahmetullah aleyhin zamanında, ne zaman zihnim İmam’dan sonra ne olur meselesine yöneldiğinde kaygılanıyordum ve bir yol bulup kendimi bunu düşünmeden alıkoyuyordum. Çünkü İmam’ın boşluğuna hiç bir ikna edici yanıtım ve taslağım yoktu. Bu mesele o denli endişe vericiydi ki, hiç üzerine düşünmemeye çabalıyordum. Ama yüce Rehberiyet makamı damet berekatuhu bu mesuliyeti üstlendikten sonra, ateşin üzerine su döküldü ve serinliğe kavuştuk. Lakin şunu itiraf ediyorum ben başlarda, rehberiyetin farklı yetkinliklerine bilgim yoktu; sadece kendi akranlarında en üstün olduğunu biliyordum, bir miktar anlıyordum; ama daha sonraları defalarca söylediğim gibi bize gösterildi ki sanki İmam’ın ruhu onlarda hulul etmişti (geri dönmüştü). Ve aynı yücelik ve üstün özellikler onun şahsiyetinde zuhur etmişti. Doğrusu ben İmam’ın bütün özellikleriyle onu mukayese edemem ve bazılarında eşit bazılarında biri diğerinden üstündür diyemem, böyle bir yargı üstün bir selahiyyet gerektirir. Ama genel olarak İmam’dan sonra en doğru seçim olduğunu söyleyebilirim ve her gün bu inancım kuvvetleniyor. Hepimiz Allah’ın bu büyük insanın vücudunda ne kabiliyetler, kapasiteler ve yetkinlikler biriktirdiğini görüyoruz ve şüphesiz bütün bu kapasiteler ve kabiliyetler zamanla rüşd etmiştir. Elbette onun sahip olduğu ihlas ve yaptığı fedakarlıklar, ilahi imdatlar onlara eklenmiş ve eklenmektedir; bu kemalatların zuhur etmesi için zemin ve Allah’ın o şahıs için lütufda bulunması gerekmektedir.

Neticede onun şahsiyeti her müslüman için, özelikle İranlı müslüman için diğer nimetlerle mukayese edilmeyecek kadar azim bir nimettir; yani eğer bütün maddi nimetleri terazinin bir tarafına ve bu nimeti diğer tarafına koyarsak, onun şahsi varlığı bir nimet olarak her birimiz için bir toplum olarak değil, bütün Allah tarafından ferde verilen maddi nimetlerden daha çok değeri ve faydası vardır. Tabii Allah marifeti ve Ehl-i Beyt’in Velayeti nimetleri ayrı. Böylece eğer biz sayılarla onun varlığının nimetini her fert için ölçmek istersek bunun mümkün olamayacağını görürüz. Bu iddiayı doğrulamak zor değildir.

Eğer biz onun hayatını en azından resmi görev olarak cumhurbaşkanlığını üstlendikten sonra okursak ve onu diğer cumhurbaşkanları ve önderlerle mukayese edersek, yetkinlik, yönetim, geniş gönüllülük, kapsamlılık, takva, şefkat ve yüzlerce erdem açısından diğerlerle büyük bir farkının olduğunu göreceğiz. Örnek olarak ahlaki temizlik yönünden eğer siz bugünün cumhurbaşkanlarının biyografisine bakarsanız çoğunluğun hayatında ahlaki zaaflılık, fesatlar, yolsuzluklar, rant yemeler vb. vardır. Ama İnkılab’ın yüce Rehber’inin otuz yıllık hayatında bir kara nokta bulunamaz; bu ihtilaf nasıl açıklanır?  İçerdeki bazı şahsiyetlerle mukayeseyi kenara bırakıyoruz; çünkü bazen mukayeseler zaman düşürdükce düşürme misali olur. Siz, Allah’ın bize nasıl bir Rehber bahş ettiğini görmek için, bu yüce şahsiyeti diğer ülkelerin cumhurbaşkanları ve önderleriyle mukayese edin. Diğer ülkelerde üstün bir makama kavuşmak için  ne kadar haksızlıklar reva görülür? Ne kadar para harcarlar, ne kadar anti propoganda yaparlar? Ve daha sonra bir makam elde edince, makamlarını ne kadar kötüye kullanıyorlar? Yüce Allah bize öyle bir Rehber inayet etmiş ki riyaset için bir riyal bile harcamadı, ne milletvekili olmak için ne Rehberiyet için  bütün mesuliyetler adeta ona dayatıldı ve o sadece vazife yapmak için onları üstlendi.

Bu noktalara bineaen benim ne kadar nankör olduğum açıklanmış oluyor, benden daha nakör olanlar ise bu nankörlüğe itiraf etmeyip iddialarda bulunanlar ve doğru olmayan sözler edenlerdir. Bunlar eğer Allah’a ve kıyamete inançları varsa Allah’a ne cevap verecekleri belli değil.

Rehberiyetin şahsiyetinin boyutları gerçekten ermiş bir insanın azim ruhunun genişliği kadardır. Bu gerçeği herkes görüyor ve açıklamaya gerek yoktur.O kiminle oturusa otursun söyleyeceği bir sözü olur, hatta bazen bir konunun uzmanlarından daha ileri gidiyor, ancak fen veya tıp veya fizik gibi uzmanlıklar hariç ki manevi bir insandan bunlar üzeri bilgisinin olmasıda beklenilmez. Lakin toplumda olan sosyal meseleler ve genel kültür üzerine, edebiyat, şiir, musiki ilmi yani doğru ve yanlışı hak ve batılı ayırt etmede, sporda ve hat sanatında, sanatta ve benzeri konularda öncüleridir. Devlet yönetme meselelerinde onun seçkinliği hayli belirgindir. Bu konuda öncelikle onun fıkıhati gelir.

Fıkıh ilminde takvayla ve insafla maruf olanlar hepisi İnkılab’ın yüce Rehberi’nin fıkıhatta kendi akranlarından geri olmadığı gibi hatta bazı meselelerde efdal olduğuna tanıklık ediyorlar. Fıkıhda kullanılan ilimlerden biri rical ilmidir ve seçkin araştırmacı onun üzerine az bulunmaktadır. Eğer şii aleminde üç rical ilmi uzmanı varsa biri odur. Diğer ilimi dallarda maalesef gerektiği kadar tanınmadı.   Hafıza ile ilgi şeylerde , o mucize derecesindedir; mesela şahsiyetlerin biyografisi, tarihi hevadisler ve tarih tahlili vb. konular üzerine…

Diğer bir özelliği ulusun her kitlesine karşı  şefkatli, samimi ve merhametli olmasıdır. Zaman zaman bazi şehid ailelerle veya diğer kiişlerle ilişkisi anlatılır ki derin ve latif bir duygusunun olduğunu açıklar. Diğer bir yandan takvası, sade yaşamı ve zühdü tarihte alınacak örneklerdendir, görmeyenler için bir efsane sayılacaktır; bir insan böyle hassas bir mevkiide bir çok imkan sahibi olmasına rağmen bu denli sade ve zahidane yaşayacak. Tüm bu özellikler ve onlarca fazilet daha ki gerçekten sayılmaları ve açıklamaları zor olacaktır, öyle özelliklerdir ki sadece biri bir insan da olsa o insan seçkin toplumsal bir şahisyet sayılır. Şimdi bütün bu imtiyazları Allah bir fertte toplamışsa ve onu bu milletin Rehberi kılmışsa, bize ne kadar şükr etmek kalır düşünelim. Allah bir gün onun bir saç kılının eksikliğini göstermesin o zaman onun nasıl kıymetli bir cevher olduğu ve benzerinin bulunmayacağı belli olur.

Rehberiyeti yakından tanıyanlar  onu akranlarıyla mukayese edebilirler, o zaman fark edeceklerdir ki fark gök ile yer arasında ki fark kadardır. ‘Benim ayım ile gökte ki ay arasında yerden göğe kadar fark var’. Benim gibiler onun diğerlerinden çok daha iyi olduğu kadar anlıyoruz, ama ne kadar iyidir, doğru olarak ölçemiyoruz. Bazen bu imtiyaz ve üstünlüğü zahir oluyor, bu durumlarda insan dikkat edince farkın büyüklüğünü anlıyor. En iyi örneklerinden biri onun son fitne hadisesinde ki öncülüğüydü.Öyle ki biz hala bu fitnenin derinliklerini doğru idrak edememişiz, ve idrak ettiğimizi de ifade edememişiz, ve eğer ifade edersek toplumdan bir çoğu inanmıyor. Ama o bu sorunları çok hekimane bir önlemle ki gerçekten Masum (a.s)’a yakın bir önlem ile mucizevi bir kalp açıklığıyla ki -oda Masumlar’dan hariç pek bulunmaz- çözdü. Tahammülü, sabrı ve kalp genişliği bazı meselelerde ve bazılarına kıyasen dile getirilemez.

Allah bütün bu nimetleri bir yerde bir fertte toplayıp İran halkının iradesine bırakmış. Bu meselelerle aşina olmayanlar, dünyanın önde gelen şahsiyetlerinin onun hakkında yaptıkları yargıya baksalar iyi olur. Bazı ülkelerin cumhurbaşkanları onun şahsiyeti hakkında taacüp ettiklerini açıklamışlar ve demişlerdir: İran halkı böyle bir Rehberi olduğu sürece yenilmeyecektir. Bu sözü bu günün siyasetinde en büyük şahsiyetlerinden olan Putin söylemiştir. Bu görüşü Putin gibi bir şahsiyetin onun hakkında söylemesi çok ilginçtir. Bir başka ülkenin cumhurbaşkanının bir başka ülkenin rehberi hakkında böyle bir değerlendirme yapmasını nerde görmüşsünüz? O kadar kendini bu şahsiyet karşısında kaybedip küçük görmüştü ki, duygusunu ifade etmekten kendini alı koyamıyordu; bundan başka bu meseleleri söylemek için başka bir dürtü olamaz; özelikle ki bazen menfaatlarıyla da çatışıyordur.

Her halde biz bu azim nimete karşı şükretme vazifemizi bilmeliyiz ve düşünsel ve eylem gücümüz miktarında bu nimeti topluma açıklamalıyız, ta ki Allah’ın onlara verdiği nimeti anlasınlar ve şükr etme duygusu onlarda çoğalsın, bu nimetin kadrini daha iyi bilsinler. Zorluklara karşı tahammülleri bu kıymetli nimetten dolayı onlara kolay olsun.

Perto: 88 (2009)  fitne hadisesine ve yüce Rehberiyet makamının ona karşı önlemine ve savrulmasına işaret ettiniz. Ve şimdi bir yıl öncesinden bugüne yani 88 fitne hadisesinin başlangıcından özellikle 9 deye (30 Aralık) kadar ki  fitne yatıştırılmıştı ve olası aldanmış kişiler yüce Rehberiyet makamının önemli ve sabrıyla hidayet oldular ve 9 dey hemasetini yarattılar, o zaman sonra düşmanın yazısal ve görsel medyasında yüce Rehberiyet makamının şahsına ağır bir saldırı başlatıldı. Ondan önce Velayet-i Fakih’in aslına hücum edilirdi. Amma bu gün kendi şahısına açık mektup formatında ve diğer metodlarla cesaret ediliyor. Sizce bu durumda düşmanın hedefi bu işten ne olabilir? Avamın ve havasın vazifesi özellikle ilmiyye havzalarının düşmanın bu saldırısna karşı ki stratejik bir saldırıdır  vazifesi nedir?

Ayetullah Misbah: Düşmanın bu konuda saldırısı ve faaliyetinin artışı doğal görünüyor. Ne kadar yüce Rehberiyet makamının pozisyonu zahir oluyorsa ve muhabbeti toplumda ,ülkenin kaderi hakkındaki etkisi ve nizamın bekasında ki rolü artıyorsa ve aydınlanıyorsa düşmanlar daha çok üzülüyor ve umutsuz oluyorlar ve sinsice son çabalarını gösteriyorlar. Bundan dolayı propagandaları ve çabalarının şahısının üzerine odaklandırmalarında taacüp edilecek bir şey yoktur. Amma bizim bu saldırılara karşı vazifemiz nedir, bu soruya genel yanıt bütün gücümüzle bu saldırılara karşı mukabele etmemizdir, ve entrikalarından en az bir sonuç bile alacaklarına müsaade etmememiz gerekir. Lakin bildiğiniz üzere şeytanların insin ve cinnin faaliyetleri kılıçla yüzyüze savaşmak değildir, ancak ölüm kalım arasında kaldıklarında son hileleri düşmanlarına karşı kılıç çekmektir; bu yapabilecekleri son iştir. Amma  iş buraya varmadan önce, onlar türlü entrika ve hileyle insanları kandırmak isterler ki bu iş İnkılab’ın başından beri başlatılmıştı, ama bu gün yüce Rehberiyet makamının şahsı üzerine saldırı nihayetine varmıştır ve sadece yeminli dış düşmanlar değil hatta yerli amillerde onlara bu konuda yardım etmektedirler. Dış düşmanlarda çoğunlukla planlarını zayıf ve alçak yerliler vasıtasıyla uyguluyorlar.

Tabii bu yarışma ve rekabet ve şahsi düşmanlıklar nerden maya aldığını anlamak için piskolojik tahliller yapılmalı; Kur’an’i beyanlar ve bu konudaki kıssalar bu tür meselelere dikkat çekerken hasadet faktörüne rastlıyoruz. Ademoğulları arasında ki ilk cinayetin sebebi hasetti .‘’iki kurbandan biri kabul edildi’’

Birileri neden bu şahıs halk tarafından  bu denli seviliyor diye sorabilirler. Halbuki daha yaşlı olanlar ve mücadele öncelikleri olanlar var; neden onlar  halk arasında yer etme ve mevkii edinme için bütün çabalarına rağmen aziz olmadılar? Buna karşın yüce Rehebriyet makamı bu mevkii için hiç bir çaba göstermedi, bu mesele onları rahatsız ediyor, çünkü biz bu kadar zahmet çektik, para harcadık, düşündük, planlar çizdik, ama hiç bir yere varamadık, ama o bunun için bir adım bile atmadan, Allah böyle bir muhabbet ve mevkii ona verdi. Biz bu meselelerin muhalefette ve fitne uyandırmalarda nasıl bir etki yaptığından gafiliz. Bu muhalefetlerinden bir çoğu ve bahaneleri piskolojik faktörlerden kaynaklanıyor. Bazılarında muhalefet etmek için bu tür hazırlıklar varsa, dış düşmanlar bunu değerlendirecektir. Düşmanın kimseyi muhalif olarak eğitmesine gerek yoktur, ancak piskolojik  boşluğu; kendini hakir görme, haset ve mevkii hevesli olanları arar tararlar, onlar üzerine çalışır ve bu fitnelerin çıkması için onlara imkanlar sunarlar.

Eğer biz bu fitnelerin ortaya çıkışının sebeplerini araştırıp değerlendirirsek, bu fitnelerden ve tuzaklardan çıkıp ve kurtulmak mucize düzeyindeydi. Otuz yılı aşkın böyle bir fitne için hazırlık yapılmıştı, o da dış düşmanın bütün gücü ve zayıf nefisli alçak yerlilerle birlikte, tüm bunlar son darbe olacağına inanıyorlardı. Ama gördünüz bu hareket yarar veremediği gibi onun makamını  daha da yükseğe taşıdı. Bunun adını mucize , Allah’ın lütfu ve ilahi onay dan başka ne koyabiliriz?! Biz ne yapabiliriz İlahi dergaha başımı sürüp Allah’a şükr etmekten başka? Belki bu nimetin hakkını böyle verebiliriz.

Perto: Mesullerin, havasın ve avamın bu şartlarda vazifesi nedir?

Misbah: Maalesef bir çok pürüz havaslar arasında çıkıyor. Hangi vazife belirlensede onlar buna kulak asmıyor; onlar işleri için şahsi çıkarlarını düşünüyorlar. Bizim en çok yapmamız ve bizim için mesuliyet olan aldanmaya müsait olanları aydınlatma olmalı. Mücadele ve karşı durma için hedefi olan için bir şey yapılmaz ‘’Allah onların kalplerini mühürlemiştir’’ onlar için çalışmak faydasızdır. Bunlar elle sayılacak kadar azlar ki kitleler üzerine çalışıyorlar ve onları kandırmak istiyorlar. Burda bize gücümüz miktarı faaliyet göstermek ve planlarını  halkın ekseriyeti üzerine etki yapmasını  engellemek düşüyor. Biz bunu ancak kendimizde menfaatçı olmadığımız zaman yapabilirz; şahsi menafaatlar için hareket etmiyelim, mevkii ve makam peşinde olmayalım, Allah huzurunda suçlu olmamaya çalışalım. Amma eğer biz de bu meseleyi bahane ederek halkın bizi sevip bize oy vermesi için sözler söylersek veya bir mevkii elde etmek için kullanırsak, işimiz baştan harap ve bozuk olur; bu araç fasittir ve fasit bir araçla hakk kürsüye oturmaz. Bu vazifeyi ancak ihlasla ve vazifeyi yerine getirmek  ve İslam’a hizmet ve İslami değerlere hizmet için adım atanlar yerine getireblir; ne tehditlerden korksunlar nede ödüllere teslim olsunlar ve her zaman vazife bildiklerini yapsınlar.

Perto: Yüce Rehberiyet makamının Kum’a seferinin eşiğindeyiz, halkın, talebelerin ve fazılların vazifesi nelerdir?

Ayetullah Misbah: Halkımız o denli yüce Rehberiyet makamına muhabbetleri var ki zahiri karşılama ve toplanmalara yardıma ve yönledirmelere ihtiyaçları yoktur. Bizde bu toplumun  azim gövdesinin  küçük bir hücresi olarak  karşılamaya katılmak ve sevap elde etmek istiyoruz.

Perto: Siz kendiniz bu karşılama merasiminde bulunacak mısınız?

Ayetullah Misbah: İnşallah, eğer bu tefvik bize nasip olursa. Amma bizden asıl beklenilen, genel olarak büyük Rehberiyet nimeti karşısında dille, kalemle ve davranışımızla halka bu nimetin diğer hiç bir nimetle mukayese edilmeyeceğini tefhim ettirmek ve bunun üzerine bilinçlendirmek gerekiyor. Bu nimetin şükrüde çok ağırdır ve eğer insan bu nimetin ne kadar değerli olduğunu anlarsa hazzının ve yararının eksilmesinden kaygılanır; böylece doğal olarak bu nimetten ne kadar çok yararlanma yönünde elinden geleni yapar. Ben de burda halkı bu nimete karşı uyandırma vazifemizi eksik bırakacağımızdan endişe duyuyorum. Halk bir şeyi bir zaman vazifeleri olarak tanıyınca yapmada kusur etmediklerini ispat etmiş ve canı pahasına o vazifesinde durmuştur.

Bizde nasıl Rehberimizin varlığının kadrini biliyorsak ve bu nimete karşı şükrümüzü yerine getiriyorsak, bu milletimizin varlığınında kadrini bilmeliyiz, ve Allah’a bu denli kadirşinas ve toplumsal rüşdü başarmış bir millet arasında yaşadığımızdan dolayı şükr etmemiz gerekir. Ayıklar ve aldanmayanlar bazı meselelerde havastan daha ilerilerdir,  basit zihinlerliyle uzmanların idrak etmedikleri hakikatleri anlıyorlar. Bu özellikler Allah tarafından milletimize verilen azim nimetlerdir ve biz bu nimetler için şükür etmemiz gerekir. Biz vazifemizi eksik yapmadan endişe duymamız gerekiyor.

Perto: Son sorumuz, Sahifey-i Nur’a başvurduğumuzda hazreti İmam Humeyni’nin kültür konusu üzerine bir çok buyruğuna rastlıyoruz; 480 kere  ‘’Kültür’’ kelimesini kullanmışlar. Bir çok ifadesi daha vardır. Buyruklarından biri şöyledir: ‘’Eğer İslam devleti, bu devlet, siyasi yönden, iktisadi yönden, askeri yönden en üstün doruğa varırsa ama kültür yönünden bir şey yapılmamışsa, boş, beyinsiz ve anlamsız olur’’ Bu İmam’ın birebir ifadesidir ve her zaman kültür meselesi üzerine duruyordu. Ölçüsünü de belirlemiştir: Öz İslam. Yüce Rehberiyet makamı da yirmibir yıllık önderliğinde İmam’ın hattını kültür konusuna vurguyla takip etmiştir; o da Öz Muhammedi İslam’ı kültürün ölçüsü olarak belirliyor. Biz kültür meselesi üzerine hassas olan çok az şahsiyet görüyoruz.

Zat-ı aliniz de Hubregan meclisinin son oturumunda kültür meselesine ve alimlerin ve hocaların bu asırdaki vazifelerine değindiniz. Yüce Rehberiyet makamı da Hubregan’a yaptığı konuşmada bu asırda özellikle teknolojinin ilerlemesine dikkat çekerek bu konuda alimlerin ve ilmiyye  havzalarının vazifelerini vurguladı. Şüphesiz bu konudaki asıl vazife hocalık ve ilmiyye havzalarının sırtındadır. Hatta yüce Rehberiyet makamının Kum’a ziyaretinin bir boyutuda kültürel meselelerin ve hocaların vazifelerinin açıklanması olduğudur. Zat-ı aliniz, bu alanda ruhaniyetin nasıl bir vazifesinin olduğunu düşünüyorsunuz? Teknoloji çok hızlı bir şekilde ilerlemiş ve düşmanlar bu teknolojinin yardımıyla kendi sözlerini ve şüphelerini telkin ettikleri bu zamanda neden yüce Rehberiyet makamının kültür üzerine buyrukları ve hazreti İmam’ın vurgusu 31 yıl ardından hala dikkate alınmıyor? Gerçekten onun isteklerini gerçekleştirmek için bir yol yokmu?

Ayetullah Misbah: Bu mesele karışıktır ve ben  bu problemin çözümü için adım atamayacak kadar küçüğüm. Ama yinede kanaatimce bir kaç iş yapılmalıdır. Herşeyden önce bilmeliyiz ki bu işin matlup ve makul olarak yapılması bir organ veya bir kurumun veya toplumun bir tabakasının işi değildir. Bu işin farklı boyutları vardır ki toplum ile devlet arasında bölünür, milletin vazifelerinin de bölünmesi vardır. Tabii bu vazifelerin büyük bir bölümü kültürel içerik hakkındadır ki hocaların alanıdır ve bu işi tek başına bu sınıf üstlenemez, yüce Rehberiyet makamının da işaret ettiği gibi içeriği hazırlamaya hocalara ama zeminini hazırlamak devlete düşüyor.

Dolaysıyla bu işi sonuca vardırmak kolay değildir; bütün nizamı saran bir iştir ki doğrusuda öyledir. Çünkü bu İnkılab’ın esası İslam’dır ve İslam kültürel konudur; yani inançlar ve değerler. Bu mesele nizamın bütün kurumlarını meşgul ederse şaşıralacak bir şey olmaz. Doğrusu ana hedef budur; sadece bizim ve inkılabilerin ana hedefi değil bütün Nebiler’in ana hedefi buydu.

Bu işin ilerlememesinin farklı sebebleri vardır; asıl genel sebep olan şeytanın bozgunculuğundan ayrı ki kendi eliyle ve insi ve cinni amilleri ve şakirtleriyle insanoğlunun rüşdüne engel olacağına yemin etmiştir. Bunlardan ayrı olarak başka müsebiblerde vardır ki işin ilerlemesini engelliyor. Bu müsebbibleri tarayıp herkes kendi miktarında bu engelleri tazif ve kültürel rüşdü getiren sebepleri de güçlendirmesi gerekiyor.

Burada konuşulması gereken mantıksal olarak öncelik taşıyan  meselelerden birini arz ediyorum. Kültürün ve kültürel işin anlamı bir çok kişi için açık değil. Bildiğiniz gibi bütün ülke sathında, kurumlar ve bakanlıklar tarafından kültürel işler için planlamalar ve bütçeler müzik, spor, sinema, tiyatro ve buna benzer şeyler için  ön görülmüştür. Amma acaba bunlar kültürel işlermidir? Eğer neden kültürel işler yapmıyorsunuz sorarsınız; derler ki bunlar kültürel işlerdir, kültürel işler başka ne olabilir. Ben itiraf ediyorum ki bunların çoğu sadece bahanedir; yani asıl işin olmasını engellemek istiyorlar; kültürel adını bazı işlere koyarak ve onları sürdürerek  insanları kandırıyorlar ve kendi garazlarını gerçekleştiriyorlar. Bu zaaf halkın ve mesullerin bazılarında görünmektedir.

İkinci sorun bu işi gerçekten seven ve sahih kültürün yayılmasını isteyenler bu işin azametinden ve ağırlığından korkuyorlar. Çünkü bu işin ağırlığı İnkılab’ın aslının ağırlığıyla ancak mukayese edebiliriz. Şahın nizamını yıkan İnkılab, siyasi bir inkılabdı, ama bu kültürel bir inkılab olacak; hatta bazı  yönleriyle siyasi inkılabdan daha ağır  daha derin ve daha önemlidir. Bu halle eğer biri mesul olarak bu işi yapmak isterse, kendisiyle düşünecektir, nasıl bir milletin İmam gibi birilerinin önderliğiyle fedakarlıkla ve sloganlarla ve heycanla yaptığına sahip çıkabilirim? Gerçekten bu azim bir iştir. Bu işin ağırlığından korkan yükü omuzlamadan kaçar.

Bazılarıda vardır ki bu işlere az çok ehliyetleri vardır; ama bu işlere girişmeyle bazı dostlarını kaybedeceklerini görüyorlar yada oylarından düşüş oalcaktır,  çünkü bu işler geç sonuç verir ve belirgin değillerdir, halkta bu işler için kimseye oy vermiyor, bu şahıslar kendilerine diyorlar neden vaktimizi bu işlerle harcayalım? Yetimizi halka gösteriş yapabilecek işlerde kullanırız, böylece bize yine oy verirler, neden zamanımızı faydasız bir iş için harcıyalım?

Bir yandan da hayvani meyiller ki az çok bazılarında bulunmaktadır islami kültürün ilerlemesine muvaffık olmuyor. Ve bu insanlar biliyorlar ki İslami kültürün ilerlemesiyle bazı heveslerine ve eğlencelerine son  verecektir. Ayrıca diğer ülkeler arasında irtica ve yobaz olarak tanınmaktan çekineceklerdir. Niye kendi başımıza bela alalım diye düşünürler. Bunlardan dolayı millet kültürel işler beklerken sinema ve tiyatro  ve benzerleri sunuluyor. Bazıları da bu işlerin vazifesi hocaların üzerinedir diyor; biz yardım için hazırız; ama hocalarda bu yönde bir şey yapmalı. 

Hocalar arasında da bazı özel sebepler ilerlemelerin önünü alıyorlar. Bu sebeplerden bazıları hocaların bazılarının bilinçsizliğine dayanıyor, onlar hocalığın vazifesini sadece fıkıh ve usul-i fıkh ve risale hazırlamada ve şeri paraları almada sınırlı görüyorlar ve kültürel işin de bizim vazifemiz olduğuna önem vermiyorlar.

İslam kültürü için çalışmanın bir bölümü farklı sosyal dallarda üniversiteler için kitaplar hazırlamaktır. Bununla kültürü değiştirebileceğiz. Biz  onlarca defa üniversitelerde tedris edilmiş batılı bir filozofun kitabına karşı ancak onlar kadar o bilim üzerine çalıştıktan sonra bir kitap öne sürebiliriz. Altı ve üstüyle aşina olmalıyız böylece hem görünüşte hem içeriğinin derinliğinde onlarınkinin yerini alabilecek kitaplarımız olacaktır. Bu ağır bir iştir ve bazen  bu işin ağırlığı bizim  hareketimize de engel oluyor.

Tüm bu sebeplerin toplamı sonucu bu durumda kalmamızı getiriyor. Bu durumdan kurtulmak için fedakar birileri çıkmalı, cephede ön hatta savaşanlar gibi hayatın kolaylıklarından azalatıp, maddi lezzetleri, dünyevi menfaatları, mevkileri ve makamları bırakıp araştırma işlerine meşgul olmalılar, birilerini terbiye etmeli, bu iş için en  fazla on yıl sonra sosyal bilimleri İslami edebilecek üstadlar yetiştirmek için projeler tasarlanmalı.

Bu cephe ne kadar güçlenirse, bu alanda iş yapılırsa, bu insanlar daha çok takviyye edilirse, kendileri daha fazla fedakarlık ederse diğerleri tarafından onaylanırlarsa hedefe yakınlaşırız; ama bu hedefin kısa bir sürede hükümetin bütçesiyle ve bir kaç hocanın  hareketiyle sonuç  alabileceğini beklemek boşunadır.

Yorum Ekle

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Başa Dön